Bilal Gül, Takım Elbise ile Maraton Koşma Fikrini Anlattı

Röportaj: Sinan Karaca

Bugün takım elbiseli maratoncu olarak tanınan sayın Bilal Gül ile birlikteyiz. Bizi kırmadığı için kendisine teşekkür ederiz. Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Bilal Gül, 1982 Malatya doğumluyum. İstanbul’da yaşıyorum. Beyaz eşya teknisyeni olarak yaşamımı idame etmekteyim. Saygı duyduğum bir eşim ve iki tane dünya harikası evlatlarım var. Beni koşmaya ve bunu hayat felsefesi haline getirmeme en büyük desteğim ilham koçum sevgili eşimdir.

Başarıya giden yolda ne gibi zorluklarla karşılaştınız ve bu zorlukları nasıl aştınız ?

Koştuğum ilk yıllarda karşılaştığım en büyük zorluk arkadaş çevrem ve toplumdaki tepkiler oldu. Şöyle ki bu kadar mesafe koşulmaz, ne veriyorlar, boşa zaman kaybı, insan doğasına aykırı, ve buna benzer sözler ile başa çıkmak, benim için koşmaktan daha zordu. Ancak bunların hiç biri bana engel olamadı ve zor olan bir şeyi daha da zor hale getirmek için ‘‘Takım Elbise’’ ile ultra maraton koşup insan vücudunun sınırlarını zorlamaya karar verdim.

Çöl koşusuna gelince öncelikle her koşuda oluşan zorluklardan çok daha fazlası yaşandı. Kavurucu sıcaklıktan ve 7 günlük bir maceradan bahsediyoruz. Bir gün, iki gün derken çöllere alışırsın. Kıt kanaat yiyeceklerinle  zamanı geçirmeyi hesaplarsın. Günler içinde koşarken bazen bir engerek, bazen bir kobra yılanıyla karşılaşırsın. Parkur boyunca zürafalar, maymunlar, tanımadığın kuşlar, karacalar, ceylanlar bir bir geçer yanından, sinek kaçar gözüne. Gece etaplarında yaban hayvanlarının gözlerini reflektör zannedip kaybolduğunda olacaktır. Yaban hayvanlarının ihtişamına kapılıp parkurdan çıktığında çok olur. Bir başkadır çöl koşuları. Makamlar, mekanlar, diplomalar, zenginlik, fakirlik, üst düzey dostlar, teknoloji ve benzeri bir çok şeyin değeri gözünde yoktur. Koşucuların her biri kardeşindir. Herkes aç, herkes yorgun, herkes özgür, herkes sevdalıdır bu hayata. Kollarını açarsın ve çölde zamana meydan okursun. Bir anda bitiş çizgisi çıkar. Kanatlanırsın, uçarsın incecik çizgiye doğru ve işte bitti dersin. 7 gün 250 km biter ama sen bitmezsin. Hiç koşmamış gibi eğlenirsin…

Siz sporla nasıl tanıştınız ? Spor geçmişiniz nedir ?

2009 yılında sigarayı bırakmak için amatör olarak kısa mesafe antrenmanları yapmaya başladım. 2011 yılında resmi koşularıma başladım. Açık alanda ve uzun koşuları tercih ettim. Bence çokta iyi ettim. Doğa, rakiplerim ve ben baş başa !!! Ben yaşımdan ötürü kendime güvenirken yarışlarda benim iki katım yaşımda olan rakiplerimin benden önce hedefe ulaşmaları takdir ederek beni daha çok hırslandırdı. Ne mutlu bana bu kadar yeni yeni dostlar edinmişken 20 yıllık düşmanım olan sigaradan kurtuldum.

Takım elbise ile koşma fikri nasıl oluştu ?

2016 yılına kadar birçok ultra maratonda yer aldım ve o dönemde benimde üyesi olduğum bir koşu grubu neden olmasın diye takım elbiseyle koşmaya başladık iyi de ettik. Birkaç arkadaş 21 km yarı maraton tercih etti. Ben ise 42 km tam maratonu koştum. Sonucu gördük başarılara da imza attık ve bu öz güven ile ultra maratonları da takım elbise ile tamamladım.
Takım Elbise artık benim koşu kıyafetim olmuştu ve bütün koşulara takım elbise ile katılmaya devam ettim. Yola devam!

Takım Elbise ile koşunca halkın vermiş olduğu yeni kimlikler ile tanıştım. Bunlardan bazıları ;köy geçişlerinde kadastro memuru, İzmir’de gelini kaçan damat, İstanbul’da ünlü birinin koruması, Antalya’da sihirbaz, Çanakkale’de garson, ülke dışında ajan pozisyonuna bile girdim. Ben bunlardan çok mutlu olmadım desem yalan olur. Bu süre zarfında gençlere de destek vermek aramızda görmek birbirimize rakip olmak ve sosyal projenin içerisinde bir damla olmak beni çok çok mutlu etti.

Çocuklarımız Geleceğe Gönderdiğimiz Canlı Mesajlar dır!!!

 

Kistik fibrozis hastalığına dikkat çekmek için Güney Afrika’nın Kalahiri Çölü’nde koştunuz ? Zorlandınız mı ? Neler hissettiniz ?

Güney Afrika’nın en vahşi Kalahari çölünde  40-50 derece sıcaklıkta düzenlenen 7 gün süren 250 kilometrelik Kalahari Augrabies Ekstreme Marathon yarışını KİSTİK FİBROZİS hastalarının yaşadıkları zorluklara dikkati çekmek için aşılması zor olan bir çölü takım elbise ile koşmaya karar verdim. Bir KİSTİK FİBROZİS hastası ve ailesi nasıl tüm zorluklara katlanabiliyorsa ben de kızgın kum çöllerinde tüm zorluklara katlanarak 250 kilometreyi takım elbise ve 15 kg sırt çantası ile koştum. Özellikle kum tepeleri ve tırmanışlarda çok zorlandım. Kalahari çölünde takım elbise ile koşan ilk sporcu oldum.

 

Bir konuya dikkat çekmek için koşuyorsunuz ve yakın tarihte böyle bir planınız var mı ?

2018 Haziran sonunda Gürcistan üzerinden 7 günlük KAÇKAR DAĞI tırmanış ve koşu projesi, 2019 yılı içerisinde ise 2 büyük projem daha olacak.

Bir genci spora davet etmek isteseniz teşvik edici nasıl bir nasihat verirdiniz ?

Genel olarak her kesimden insanlara nasihat olarak illaki koşun demiyorum. Bazı insanların sağlık, vücut, ayak yada kilo olarak koşuya uygun olmayabiliyor. Yada tüm bunların yanı sora kişi genel olarak eringeç, toplum baskısı hisseden bir yapıda ise koş diye söylenen sözler biraz basit veya geçersiz kalıyor. Bunun yerine ilk insanlardan günümüze kadar yaşam ve hayatta kalma içgüdüsü olarak tüm canlıların hareket ettiğini insanların ise avlanma ve avcılık koşulları ile milyonlarca yıldır yaşamlarını devam ettirdiğinden bahsediyorum.

Yapılan her türlü sporun bedenimiz ve grubumuzdaki kötü enerjiyi atmanın en iyi yolu olduğunu ve yapılacak spor çeşitleri içerisinde koşmanın en masrafsız spor olduğunu söylüyorum. Çünkü amatörce ya da sağlıklı kalmak için yapılan koşullarda belirli bir kıyafetinizin olmasına gerek yoktur. Çıkarsınız dışarı ve koşarsınız, iş çıkışı evinize koşarsınız köyde şehirde sahilde parkta yada caddede istediğiniz her yerde koşabilirsiniz, neden mi? Çünkü hareket etmek isteyene her yer koşu parkurudur. Koşmak bisiklet sürmek gibi değildir, bisiklet bir mekanizmadır. Ancak koşarken tüm mekanizma bedeninizdir. Yüzmek gibi değildir, özel kapalı alan gerektirmez yada boks gibi değildir, karşındaki insana zarar vermez. Koşmak sigarayı bırakmak isteyenler için en iyi ilk başlangıçtır. Özellikle patika yada doğa koşularında bedeninizi zorlamadan yokuşlarda yürüyerek koşulacağından bahsediyorum. Bu tür konuşmaların yanı sıra koşunun yeri, zamanı, kıyafeti olmadığını görsel olarak mesajını veriyorum. Aslında görsel mesajlar daha etkili oluyor. Özellikle Anadolu’da köylerimizde çobanlarımız yada bağ bahçede çalışan insanların bizlerin şehir yaşantısında antrenman yapıp katıldığımız koşulardaki performansımızdan çok daha iyi koşacak güçleri var ve keşfedilmeyi bizlerin onlara yardım etmesini bekliyorlar. Sporun dünya barışı ve insanları birleştirici özelliği azımsanmayacak kadar çoktur, bunun içindir ki bir ülkede spor yapan insan sayısı ne kadar fazla olursa şiddet olaylarını daha çok azalacağını düşünüyorum.

Vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. Son olarak neler söylemek istersiniz ?

Son olarak son 10 yıldan bu yana ülkemizdeki yol koşusu ve patika koşullarının 80 kat arttığını düşünürsek spor ekipmanları için büyük bir ticari pazar oluşuyor, bu ticari pazarda TÜRK markalarının yerini alması en büyük temennimdir.

Öyle bir şehir istiyorum ki, geceleri reflektörleri parlayan kıyafetlerle koşan insanlar olsun.

Tüm caddelerinde bisiklet ve koşu yolu olsun. Son olarak çocuklarımıza hareket etmenin önemini ne kadar aşılarsak gelecek nesillerin daha sağlıklı olacağını düşünüyorum. Unutmayalım, SPOR hayatta kalma mücadelesinin ilk kuralıdır.

SAYGILARIMLA …

Bilal Gül

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir