Alpay Özalan, SÜLEYMAN SEBA Başkadır…

Le Sport Magazine Genel Yayın Yönetmeni ve Spor Kondisyoneri Hakan Nergis, Eski Milli Futbolcu ve Teknik Direktör Alpay Özalan ile bir araya geldi, keyifli bir röportaj gerçekleştirdi.

Öncelikle teknik direktörlük futbolculuktan daha zor. Futbolcuyken sadece kendinizden mesulken, teknik direktör olduğunuzda oyunculardan ekibe, ekipten kulübe düşünürsek koca bir camianın sorumluluğunu alıyorsunuz. Tabii bu çok büyük bir yük getiriyor. Ama başarı her zaman güzeldir. Takımı yönetmek güzeldir. Bu yapının bende olduğuna inanıyorum. Özellikle oynadığım zaman etrafımda ki oyuncuları yönetmekten büyük bir zevk alırdım. Doğru işler yaptığıma inanırdım. Teknik direktör olarak bütün takıma yaymaya çalışıyorum.

SPOR BİLİMLERİNE İNANIRIM

Açık konuşmak gerekirse futbol teknik direktörlükte ilime ve bilime çok inanırım. Bir futbolcunun kan değerlerinden tutun performans değerlerine kadar her şeyine bu işin çok büyük bir parçası olduğuna inanıyorum. Yurtdışında uzun bir süre kalmam ve oynamam bunu etkisi var. Çünkü ben böyle şeyler gördüm. Türkiye de bizim oynadığımız zamanda bu tür özellikle bilim konusunda fazla önde değil ama yurtdışında bir oyuncudan daha çok performans almak için bilim çok önemli. Koşu mesafeleri, testler, adalelerinde değişiklikler olsun bunlar bir oyuncunun performansını çok etkiliyor. Bende elimden geldiğince kulübün bütçesine göre hareket edip bunları uygulamaya çalışıyorum.

Türkiye de teknik direktörlük çok zordur. Bir defa sabır denen şey bizde yok. Mesela bir takıma bakıyorsunuz 2-3 hafta içinde çok büyük değişiklikler istiyor camia. Onları da suçlayamayız çünkü böyle bir ilkeyle çalışıyorlar. Bir an önce sonuca gitmesi lazım. Sistemimizi oturtturmamız için bir zaman tamiri yok burada. Camianın olsun basının olsun bunlar işin zor kısımları ama oturttuğunuz sistemden sonra yakalamış olduğunuz başarılar en az onun kadar haz veriyor. Bu benim için çok önemli. Dediğim gibi koca bir camianın sorumluluğu size verildiği zaman ve  o sorumluluğun altından   akıyla çıktığınız zaman her şeyden daha önemli oluyor. İnsan hayatında önemi arz ediyor o yüzden ben hem çalışmış olduğum takımda hem çalıştıracak olduğum takımlarda benim için bu işin bilimi çok önemlidir istatistikler, bir oyuncudan ne kadar iyi performans alınacağı üzerinde ekibimle birlikte yapacağım çalışmalar benim için çok önemlidir. İşin açıkçası tekniği taktiği dünyanın her yerinde üç aşağı beş yukarı aynıdır. Önemli olan başarıyı yakalayabilmemiz için oyuncularla olan iletişimimizdir. Özellikle ülkemizde daha çok önemlidir. Ben bunu yapmaya çalışıyorum. Önce oyunculara güven sağlayıp, onların güvenini kazanıp biz güvenliği aldıktan sonra birçok başarıyı getiriyor ben buna inanıyorum.

FIFA’DAN ÖDÜL ALMIŞ BİRİYİM

Bizim zamanımız da daha zordu. Tek tük oyuncular çıkıyordu. Hatta sanırım bu ülkeden yurt dışına giden ilklerden premier lige giden ilk Türk benim.  Fazla mütevazi olmayacağım çünkü kimse bunu dile getirmiyor. Bunları benim dile getirmem lazım. Premier lige bir Türk oyuncusunun ve özellikle bir defans oyuncusunun 12-13 milyon dolar bon servisle gitmesi çok zordur ve ben bunu başarmış bir insanım. Gittiğim ilk sene orada İngiltere futbol federasyonunun düzenlemiş olduğu ligin yılın ilk 11 ine girdim.  UEFA kupasında oynadım, çeyrek finalde oynadım. Dünyanın yıldızlarıyla karşılıklı oynadım. Belki de bir çok insana nasip olmayacak şeyler yaşadım Allah’a hamdolsun.  Ama orada ön planda olan şey profesyonellik. Orada  yaşantınızla, yemenizle, içmenizle, dinlenmenizle, beslenme tarzınızla, psikolojik olarak hazırlanmanızla buraya göre çok farklı açıkçası. Maçlardan sonra ki tekrar maçlara hazırlanma süreci bize göre çok farklı. Ama şimdi yavaş yavaş oturduğunu görüyoruz. Bizim zamanımızda çok yoktu ama şimdi bütçeler çok yüksek özellikle süper lig de. Oyuncular çok iyi para kazanıyor. Ama bu işi vücutlarıyla yaptıklarını çok büyük fedakârlıklar veripte başarılı olduklarında çok mutlu olmaları lazım.  Yatırımlarını, sermayeleri olan vücutlarına çok iyi bakmaları lazım. Birazcık profesyonellik anlayışı bizde daha düşüktür ama hemen hemen yurtdışından gelen yıldızlarla gençlerimize örnek davranışlarından dolayı profesyonellik anlayışı eşitlendi diye düşünüyorum. Sporda antrenman bilimlerine inanıyorum. Benim için çok önemli. Bir oyuncunun vücut balansı, kas balansı, mental gücü, koşu mesafeleri çok önemli. Buna çok önem veriyorum ve vereceğim de. Daha da ileriye getirmeyi düşünüyorum.

Türkiye’de  futbolun gelişimi için alt yapılara çok önem verilmesi lazım. Maalesef bizim zamanımızda da şimdiki zamanda da  alt yapıya çok önem verilmiyor. Yurtdışında özellikle süper ligde yabancıların serbest olması da bizim alt yapıdan çıkan oyunculara sekte vurmuş gibi düşünüyorum. Çünkü hazır futbolcu alma alışkanlığımız var. Alttan yetiştirip özellikle kulübün bütçesini hafifletme amacından bir ulvi futbolcu yetiştirme açısından biraz daha geriye düşüyoruz yabancı transferin serbest olmasından dolayı. Ama Allahtan PTT 1. Lig de yabancı oyuncu sınırlaması 5 olduğu için buna daha çok yatkınız. Bunun örneğini de verebilirim size. Mesela geçen seneden özellikle Dorukhan Eskişehir’den Hasan Hüseyin’i Türk futboluna kazandırdığım için çok mutluyum. Çünkü Dorukhan’ ı biz keşfettik. Güvendik oynattık milli takıma yükseldi. Bu bize çok büyük bir keyif veriyor. Camiasına, kulübüne çok büyük bir kazanç sağlıyor. Oyuncunun özgüvenini aşırı şekilde güçlendiriyor. Bu örneklerin çoğaltılması gerekiyor açıkçası.  Genç oyunculara daha çok önem verilmesi gerekiyor. Alt yapıda özellikle. Futbol yaşantımda unutamadığım birçok anım var. Ama sokakta ki insana sorduğun zaman hala derler ki  96 senesinde neden adamı düşürmedin. İyi mi yaptım kötü  mü yaptım kararına varamadım çünkü yaklaşık 21 sene geçmesine rağmen hala bu konuşuluyorsa benim açımda unutulmuyorsa iyi ama ülke açısından kötü oldu. Mesela bu çok büyük bir anı benim için. Herkes sorar mesela benim ağzımdan çok duyan olmadığı için. Bunu ben pek fazla anlatamadım. Niye düşürmedim? Ben halısahaya çıktığım da 21 yaşındayım Türkiye dışına ilk defa çıkmışım top oynamaya o zamanlar bir tecrübesizlik var tabi ki. Seyirciyi full görüyorsunuz. Avrupa Şampiyonasına Türkiye ilk defa katılmış. Bir de o yaşta katılmak daha çok heyecanlandırdı. Hata yaptık ama ondan da bir ders çıkardık. 2002 yılında bir daha o hataya düşmedik. Fair play ödülü aldık. Fair play ödülü çocuklarıma bırakabileceğim hediyelerden biri olabileceğini düşünüyorum. Dünya kupasında 3. olmamız gerçekten takdire şayan. Böyle bir ekip bir daha geleceğini zannetmiyorum Türkiye’ye. Çok farklı jenerasyondu. Çünkü bizim oyuncularımız başarı için herşeyi yapmaya göze alan oyunculardı.Fedakarlıksa, sonuna kadar yapmaya hazır bir ekip vardı. İyi bir arkadaşlık vardı. Zaten sonuca yansıdı. FIFA’nın altın 11’ine girmiş insanım. FIFA dan ödül almış biriyim. Benim için hayatım da hiç unutamayacağım anılar bunlar.

Siirt takımında yöneticilik sıfatında bulundum. Yurtdışından yeni dönmüştüm. Futbolu bırakmıştım. Futbolun içinde kopmadan ve biliyorsunuz Güneydoğu da 2005-2006 yıllarında heyecanı artırmak, futbolu sevdirmek açısından teklif gelmişti bende kabul etmiştim. Çok aktif değildim ama elimden geldiğince devam etmeye çalışıyordum.

Antrenörlük deneyimim geçen seneden var. İlk deneyimim olmasına rağmen iyi bir başarı elde ettiğime inanıyorum. Çünkü şuanda baktığımız zaman benim toplamış olduğum puan 2.0 bu da şampiyonluk puanıdır. Ben takımı ilerlettim. İyi bir kadro kurdum.  Bütün finansal zorluklara rağmen hiçbir sıkıntı çıkmadı. Bunlar benim için başarıdır. Dediğim gibi bütün zorluklardan tattık ama futbolculuğun keyfini başka bir şey yaşatamaz.

 

2004 yılı Fenerbahçe stadında oynadığımız bir maçta Beckham’la olan tartışmamızı o güne bağlıyor. Esasında geçmişi var. Durduk yerde adama saldıracak kötü söz söyleyecek şeyler yapmam.  Önceki maçta çok sıkıntı yaşamıştık. O maçta yaşadığımız olayın buralara gelmesi biraz gerginleştirmişti bir de maçı kazanmamız lazımdı. Maçın atmosferi, kazanma hırsı, penaltıların kaçırılması bizi farklı bir boyuta getirdi. Yapmam gerekiyor muydu? Ben zaten saha içerisinde adama değil  topa agresifliğimle vurmamla ünlenmiş biriyim. Bazen duygularımıza hakim olamıyorduk. Bu bana zarar veriyordu ben bunu kabul ediyorum. Antrenörlük zamanında da, yapmış olduğumuz hataların yapılmamasını yapmış olduğumuz doğrularında yapılması için arkadaşlarımızı uyarıyoruz. Onlar da bize bir nevi ders olmuş oluyor.  Ama konu çok büyütülmüş oldu. İngiltere’nin büyük bir oyuncusu  olduğu için, İngiltere’nin de milliyetçi olmasından dolayı bu hareketi yediremediler olay çok farklı büyüdü. Az önce dediğim konuya gelirsek yurtdışıyla ülkemiz arasında ne fark var? Kendi oyuncumuza sahip çıkmıyoruz. Bakın ben 11 sene yurtdışında kaldım.  Gitmiş olduğum 4 sene İngiltere de, 3 sene Japonya’da, 3 sene Almanya Köln de kaldım ve onlar için kendi milletinin oyuncuları her zaman birinci sınıftır. Onu her zaman  takdirle karşılıyorum. Ve olması gerekende budur. Ama buraya geldiğimizde bakıyoruz burada yine biz ikinci sınıfız. Yabancılar hep bir adım önde. Kendi adıma değil tüm Türk oyuncu arkadaşlarım adına söylüyorum. Bunu aşmamız lazım. Bunu ırkçılık için demiyorum yanlış anlaşılmasın insan ayırt etmiyorum ama benim milli takımıma faydalı olacak oyuncular benim önceliğim olması lazım. Biz bu sürekliliği yakalayamıyoruz. Bundan sonra olur mu? Biraz zor çünkü yabancı kontenjanımız arttıkça olan Türk oyunculara oluyor. Federasyon bu konuyu iyice  incelemiştir eksik görmüştür o yüzden yapmıştır. Tabi onlar da ne düşünüyor bilemiyoruz. Ama şuanda kanunlara  kurallara uyacağız.

Bunların  dışında federasyon başkanı olma gibi bir düşüncem yok. Teknik direktörlüğe devam etmek istiyorum. Bütün konsantrem bu başarılı olmak zorundayım.  Başarılı olacağım. Hırslı bir insanım.  Benim için gittiğim yerin konumu ne olursa olsun ya da alışkanlıkları ne olursa olsun ben o alışkanlıklara uyarım. Kendi prensiplerimle kurallarımla değil onların kurallarına uyup başarılı olmak benim en büyük önceliğim. Önemde Allah uzun ömür verirse iyi bir teknik direktör olup milli takıma ulaşmayı Allah nasip eder. İnşallah yaparım. Benim tek düşüncem bu.

Benim kızım voleybol oynuyor TED Kolejinde. Oğlum futbol oynuyor. Oğlum çok yetenekli bir oyuncu. Bizim ailede herkes spor yapar eşim dahil.  Prensiplerimiz var. Yemeklerde olsun beslenme de olsun onlardan hiçbir şekilde ödün vermeyiz. İnşallah uzun ömürler verir Allah hepimize.

İlk sayı galiba bu. Çok şirin gözüküyor. Güzel, akıcı, sıkmadan anlaşılabilir. Bir dil de yazılmış. Daha çok okumaya itiyor. İnşallah bu dergi sizin için hayırlısı olur. Başarılarla  dolu yılları olur inşallah ve bende bu dergide yer aldığım için layık gördüğünüz için çok teşekkür ederim.  Ve her zaman dergi için elimizden ne geliyorsa yapmak için hazırız.

 SÜLEYMAN SEBA BAŞKADIR

Eskişehirspor benim ömrüm boyunca her zaman iyi hatırlarla iyi anılarla düşüneceğim o duygularla yaşayacağım bir yer. Orada teknik direktörlük yapmaktan gerçekten çok mutlu oldum.  Büyük bir camia. Ve şuna inanın o takımın oyuncuları kadar camianın bireyleri kadar lige çıkamadıkları için üzülüyorum. O takımın en çok puan toplamış oluğu hocası benim. O takımı kurmuş olan hocası benim. Çok emek verdik. Ekibimle birlikte çok emek verdik. Oyuncular çok emek verdi. Bu emeklerin karşılığını alamamak bizi çok üzüyor. Ama şunu çok iddialı söylüyorum bizimle devam edilseydi bu takım lige çıkardı. Ben bu takımı bıraktığımda puanım 2 idi.  1.9 la siz şampiyonluğu yakalarsınız. Şunu söyleyeyim bir de kimse bunu bilmiyor. Bu takımın gerçekten finansal zorlukları var. Bu kariyerli oyuncuları korumakta benim emeğim var. Bu çocuklar bana güvenerek inanarak geldiler bazıları para bile konuşmadılar. Zaten 5 hafta seyirci cezamız vardı. 5 hafta seyircisiz oynadık. Yeni stadımız açılıyor açılmıyor 2 hafta da öyle kaybettik. Ben 12. Haftadan sonra kendi seyircime kavuştum. Açılış maçında Malatyaspor ile oynadık ve 2-0 yendik. Ve o maçı kazandıran teknik direktör Alpay ÖZALAN’dır. Böyle bir maçın kazananı olmaktan onur ve gurur duyuyorum. Ben çok cesur bir teknik direktörüm. Hiçbir zaman yerine göre defansif oynamayıp ofansif oynatmayı seven bir insanım. Risk almayı seven bir insanım. Benden sonra gelen hoca benim kurmuş olduğum kadroya devam etmedi ve bununda cezasını 5 maç arka arkaya berabere kalarak yaklaşık 11-12 puan kaybederek acısını çekti. Ne zaman ki benim oynattığım kadroya döndü galibiyetler geldi. Play-off’ a yükseldi.  Başkanı suçlamıyorum başkan iyi bir insan  seviyorum kendisini. Elimden gelen her şeyi  gayretimi gösterdim orada. Ama Eskişehirspor lige çıkamadığı için çok üzgünüm. Taraftarıyla, stadıyla, seyircileriyle, şehriyle  o takım her zaman süper ligi hak eden bir takım.  En kısa zamanda hak ettiği yere geleceğine inanıyorum.  Ömrüm boyunca bende çok özel bir yeri olacaktır.

Süleyman SEBA’yı hiçbir başkanla kıyaslayamam. Gerçekten çok özel bir insandır. Baba ifadesini hak eden bir insandı. O zamanlar gençtik her pazartesi bizi çağırır fırça atardı. Ama attığı fırçalar benim 102 defa A milli olmamda çok büyük bir payı olduğunu söyleyebilirim. Rahmetle kendisini anıyoruz. Bende çok emeği vardır.  Allah ondan razı olsun.  Mekanını cennet etsin. Onun gibi mütevazi, beyefendi, kibar, kulübünü seven, hayatını kulübüne adamış, kulübün menfaati her şeyden önce gelen bir başkan daha tanımadım.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir