Doç.Dr.T.Osman Mutlu, Bir Tane Kortla Antrenörlük Hayatıma Başladım

Le Sport Magazine Muğla İl Temsilcisi ve Spor Bilimleri Öğrencisi Sinan Karaca, Doç.Dr.T.Osman Mutlu ile röportaj gerçekleştirdi.

Sn.Doç. Dr. T. Osman Mutlu ile birlikte Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde Le Sport Magazine Dergisi olarak röportajda bulunmak üzere birlikteyiz. Bize vakit ayırdığı için kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

1- Bizler ve Türkiye genelinde gerek akademi, gerekse spor alanında tanınmış bir kişiliksiniz. Bu konuma gelirken ne tür bir süreçten geçtiniz? Kısaca bize kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle Le Sport Magazine Dergisi’ne hayırlı olsun diyorum yayın hayatında.. Dergi sahibinin de Spor Yöneticiliği mezunu olması beni çok mutlu etti. İmtiyaz sahiplerine ve arkadaşların hepsine selam ve sevgilerimi iletiyorum. 1993 yılında Kayser Erciyes Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümünü kazanarak 1997 yılında Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulundan mezun oldum. Aslen Konyalıyım fakat doğma ve büyümem Ankara’dır. Babam o dönemde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Spor Eğitim Daire Başkanı olarak görev yapmakta ama benim Beden Eğitimi alanında öğrenim görmem taraftarı değildi. Ben de ısrarla Beden Eğitimi ve Spor Öğretmeni olmak istiyorum. Neden? Ankara Yenimahalle Yahya Kemal Beyatlı Lisesi’nde okurken, spor kolu başkanlığı yaptım. Benim için çok önemli, idol olarak aldığım hocam, İlyas Çirçi ile özellikle atletizmde sayısız başarılar elde ettik. Hocamdan etkilenmem ve sporun içinde olduğumdan dolayı Beden Eğitimi Öğretmeni olmak için adım attığımda, sporun içinde olan babam başka bölümlerde okumam gerektiğini söyledi ve hayır dedi. Ben de kendisinin bilgisi dışında Kayseri Erciyes Üniversitesi’ne kaydımı yaptırdım. Şimdiki Spor Yöneticiliği Bölüm Başkanımız Doç. Dr. Yusuf Can hocamız benim o zaman da hocam ve aynı zamanda Yüksekokul Müdürümdü. Ne mutlu ki, şu an bende Doçent olarak kendisi ile aynı camiada birlikteyim. Hayatımdaki başka bir kesişme noktası da 1997 yılında Spor Bilimleri Derneği’nin her 2 yılda bir düzenlediği spor bilimleri kongresinde Prof. Dr. Erdal Zorba hocam ile tanışmam oldu. İdeallerimden bahsettikten sonra neden akademisyen olmak istemediğimi sordu ve gelip yüksek lisans yapmam gerektiğini söyledi. Muğla Üniversitesinde 1997 yılında Sosyal Bilimler Enstitüsü Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalında Yüksek Lisansı kazanmam ile birlikte akademik hayata başlamış oldum. Aynı sene öğretmen olarak tayinim çıkmasına rağmen müdürünüz ile yüksek lisanstan dolayı bir anlaşmazlık durumu olunca Muğla Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü’nde kadrolu olarak bir yıl tenis antrenörlüğü yaptım. Aynı zamanda Muğla ilinde ilk defa Tenis İl Temsilcisi oldum. Bir yıl aradan sonra eski ismimiz ile Muğla Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu’nda Araştırma Görevlisi olarak göreve başlamış oldum. İlyas Çirçi hocamdan sonra üniversite hayatımdan sonra Konya Selçuk Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesindeki Prof. Dr. Turgut Kaplan hocam, büyüğüm idolüm oldu. Herkesin babası özeldir, hangi konumda olursa olsun. Akademik başarımda babamın bir spor yöneticisi olmasının payı çok büyük. İnsanın hayatında sürekli isimler olmalı. Ahde vefa önemli. Bu okula girmemiz, belli bir kariyer elde etmemizde Erdal Zorba hocamızın payı çok büyük. Mutlaka kayda geçmemiz gereken kişilerden birisi de ilk akademik hayatımın başlangıcındaki kurucu rektörümüz Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı hocam. Çok uzun yıllar sonra Üniversitemizde düzenlenen bir etkinlikte kendisiyle karşılaştık ve beni hatırladı ve ismimle hitap ederek beni çok mutlu etti. Eğitim hayatım doktora serüvenim ile devam etti. Akademik hayata başladığınızda hiç durmadan devam etmeniz gerekiyor, aynı yaşam gibi… 2005-2009 yılında Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu Müdürümüz Prof. Dr. Faik İmamoğlu doktorada tez danışmanımdı ve olur vermesiyle 2547. Sayılı kanunun 35. maddesi uyarınca Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beden Eğitimi ve Spor Anabilim dalında doktora eğitimim başladı. Eğitim hayatımda benim için önemli insanlar arasında rahmetli olan hocam, abim, büyüğüm Prof. Dr. Faik İmamoğlu kendini bu vesileyle rahmetle anıyorum. O dönemde ailem Muğla’da ben Ankara’dayım, gerçekten benim ve ailem için çok zor bir dönemdi. 2007 yılında ilk oğlum Kemal Arda dünyaya geldi. Zor gidip geliyordum. 2009 yılında Faik hocamın uygun görmesiyle beraber doktora tez savunmamı yaparak üniversiteme geri döndüm. 2011 yılında Yard. Doç. Dr.  olarak akademik hayatıma devam ederken 2014 yılında Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulunda doçent unvanımı aldım. İki yılı aşkın süredir doçent olarak devam ediyorum.

2- Hocam bir akademisyen olarak ülkemiz genelinde eğitim ve öğretim alanında nasıl bir konumdayız? Bu alanda nasıl gelişebilir ve ileri gidebiliriz?

Eğitim öğretim olarak baktığımızda anasınıfından üniversiteye kadar olan süreci düşünebiliriz. Bence dünyada iyi bir konumdayız. Çocuklarımdan tecrübe edinerek bunları söylüyorum size. Eğitim sistemimiz güzel ve bilinçli bir nesil geliyor. Bizim neslimiz ve şimdiki nesli mukayese ettiğimizde; daha çok sorgulayıcı ve bilen bir nesil. Bunun en önemli etkisi tabiki teknoloji. Ben birçok alanda dünya ile yarışabileceğimizi düşünüyorum. En eksik bulduğum yönlerden bir tanesi maalesef İngilizce. Bu konuda gerideyiz. İngilizce konusunda farklı bir politikamız olması gerekiyor. Bu politikamızı geliştirebilirsek çok daha iyi olacak ama bence geçmişse kıyasla eğitim öğretim alanında çok iyi bir konumdayız. Ülkemizde özellikle sayın cumhurbaşkanımızın da yaptırmış olduğu desteklerle beraber hemen hemen her ilde üniversite bulunmakta. Üniversitelerimizde okuyan gençler için lisans üstü eğitim alarak akademisyen olma imkanının bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

3- Spor Bilimleri Fakültesi’nden mezun olarak öğrencilerin farklı sektörlere yöneldiğini görüyoruz. Ülkemizde spor sektöründe yeterli miyiz? Geliştirmek için ne gibi üretkenlikler ve çalışmalar yapmamız gerekli?

Çok güzel bir soru. Hatta bir kaç gün önce mezun öğrencilerimiz geldi. Bizde iş sahibi oldukları için hayırlı olsun dedik; ama alan dışındalar daha çok. Beden eğitimi ve spor öğretmenliği mezunu olanların ilkokul orta veya özel okullarda, Antrenörlük Eğitimi Bölüm mezunu olanların artık spor kulüplerinde aranan ve kalifiyeli bir eleman olmalarını arzu ediyoruz. Antrenörlük mezunu öğrencilerimiz, futbol dışında üçüncü kademe Antrenörlük belgesi alıyor. Fakülteler olarak baktığımız zaman Spor Genel Müdürlüğü’nün verdiği çok kısa süreli antrenörlük kurslarından daha nitelikli olduğumuzu düşünüyorum. Bunların da değerlendirilmesi gerekiyor. Spor yöneticiliği mezunu öğrencilerimizin tabiki en başta atanmamız gereken kurum olan genlik ve spor bakanlığı birimleri olan spor müdürlüğü merkez ve taşra teşkilatlarında spor uzmanı ve spor yöneticisi olarak görev almalarını arzuluyorum ama daha çok arzuladığım şey artık Fenerbahçe ve Galatasaray gibi büyük kulüplerde spor yöneticisi olmaları. Rekreasyon mezunu öğrencilerimiz var. Bence çok önemli bir alan çünkü serbest zaman değerlendirilmesi günümüzde önem kazandı. Otellerde vs. Baktığımız zaman animatör şefinin ve animatörlerin rekreasyon mezunun olmadığını görüyoruz. Bunun en büyük etkeni tabiki yabancı dil. Artık tek bir dil bile yetmiyor. Spor bilimleri fakültesinden mezun öğrencilerimizin istihdam konusunda büyük sıkıntı çektiğini düşündüğümü maalesef üzülerek söylüyorum.

4- Sayın hocam ülkemiz konum açısında birçok spor dalına hitap ediyor ve genç nüfusa sahibiz. Bu genç nüfusu nasıl değerlendirebilir ve dünya çapında başarılara nasıl ulaşabiliriz?

Milli Eğitim Bakanlığı’mızın ders müfredatına göre maalesef dördüncü sınıfa kadar beden eğitimi öğretmenlerimiz derse giremiyor. Oyun ve fiziki etkinlikler dersine sınıf öğretmenlerimiz giriyor. Eğitim fakültelerinde her ne kadar beden eğitimi dersi alsalar bile bizim kadar yeterli düzeyde değil. Dolayısıyla artık birinci sınıftan beri beden eğitimi öğretmenlerimizin derse girmesini arzu ediyorum. En büyük sıkıntılarımızdan bir tanesi de sınava bağlı bir toplum haline geldik. Ben aynı zamanda Okul Sporları Muğla İl Temsilcisiyim. 2017 bizim için miladi bir sene oldu. Geçmiş yıllarda spor şube müdürümüz Devrim Karakuş ile Muğla’da bulunan on üç ilçemizdeki beden eğitimi öğretmenlerimiz ile bir araya geldik. Ortak sıkıntı şu ki; spor, sosyal ve sanat derslerinin diğer derslere nazaran geride kaldığını gördük. Gençlik ve Spor Bakanlığı’mız ve Milli Eğitim Bakanlığı’mız bizleri sevindiren bir açıklama yaptı. Okul sporlarına katılan öğrencilerin Teog sınavında artı puan alacağının müjdesini verdiler. İlerleyen zamanda yasallaşırsa artık veliler beden eğitimi öğretmenlerinin kapısını çalacak. Bilinçli bir toplum için ilk önce çocuklarımı harekete geçirmemiz gerekiyor. Bu da iyi bir eğitimle çocuklarımızı spora çekerek olacak. Böylece eğitim alanında iyi bir yere geleceğimizi düşünüyorum.

 

5- Ülkemizde altyapı ve spor tesisleşmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ülkemizde tesisleşme olarak baktığımızda gençmiş yıllara göre büyük bir atak oldu. Bunun sebebi şu: Yıllar bazında baktığımızda 2011 yılında yapılan Avrupa Gençlik Olimpik Oyunları, 2017 yani bu sene yapılan EYOF kış oyunları, olimpiyatlar olarak baktığımız zaman olimpiyatlardan sonra gelen en büyük spor organizasyonuna ev sahipliği yaptık, Trabzon ve Erzurum’da. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa olimpiyat bayrağını göndere çekildi ve yine ilk defa olimpiyat yemini edildi. Bunun yanında Üniversite Sporları Federasyonu’muzun düzenlediği Universiade hem yaz hem de kış şeklinde ülkemizde oldu. Basketbolda Dünya Şampiyonası’nı gerçekleştirdik. Bu organizasyonlar ülkemize spor tesisleri kazandırdı. EYOF’ ta dokuz oyun var, hem yaz hem kış. Baktığımız zaman curling, bize Erzurum’da curling salonu kazandırdı. Tesisleşme anlamında müthiş. Muğla ilinde inanılmaz tesislerimiz var. Bunda da Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü’müz sn Serkan Öçalmaz’ı tebrik ediyorum. Çünkü sporun gelişmesi anlamında büyük katkıları var.

6- Bir tenis antrenörü olarak sizce tenisi nasıl yaygınlaştırabiliriz?

Evet, güzel ve önemli bir soru. Türkiye’ye 1900’lü yıllarda tenisin geldiğini biliyoruz. Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir’de. İşte buraya getiren kişiler de menşeili kişiler. TTF kurulmasıyla beraber faaliyetler yoğunlaşmış. 20 yıl önce zengin sporu diye adlandırılan tenis, artık tüm okullarda, doğuda ve batıda faaliyette. Tabiki federasyonumuzun bu anlamda büyük katkısı var. Ülkemizdeki spora bakış açısı eskiye nazaran daha iyi ve belediyeler il özel idareler artık bir çok yere ücretsiz sahalar yapıyorlar. İnsanlar raketini alarak tek başına duvarla oynayabiliyor. Eski imajın artık ortadan kalktığını düşünüyorum. Bir Sharapova, bir Federer çıkarabilir miyiz? Evet çıkabiliriz. Biz artık Marsel İlhan gibi, Tunalar gibi, Çağla gibi ilk yüz arasında olacak tenisçiler çıkarmaya başladık. Özellikle İstanbul’daki Enka ve Yeşilyurt gibi büyük kulüplerimiz buna çok önem veriyorlar. Üç yıldır, dünyada ki ilk sekiz sporcuyu ülkemizde düzenlenen WTA’de izledik. Bence ilerleyen zamanlarda ilk 50 ve daha ilerisini zorlayacağız.  Bunun için de altyapımızı kuvvetlendirmemiz lazım. Altyapıya önem veriyoruz ama az önce bahsettiğim gibi, derse takılı kalıyoruz. Bu imajın silinmesini istiyoruz. Gençler tenis veya herhangi bir branşa önem verdiği sürece derslerine de önem verecektir. Tenis oyuncularına baktığımız zaman hepsinin üniversite öğrencisi olduğunu görüyoruz. Altyapı anlamında da iyi gittiğimizi düşünüyorum.

7- Siz tenisle nasıl tanıştınız? Bir tenis oyuncusu olarak kariyer planınız var mıydı?

Ben ortaokul yıllarında elime raket aldım ama çok bilinçli değildim tabi. Beden eğitimi öğretmenim atletizm kökenli olduğu için biraz daha atletizme yöneldik, Türkiye’de dereceler elde ettik. Gerçek anlamda tenise başlama zamanım üniversite, geç kalınmış bir zaman. Üniversitede uzmanlık dersini almamla beraber 1997 yılında Muğla da, Gençlik Hizmetleri Spor İl Müdürlüğü’nde bir tane kortla antrenörlük hayatıma başladım. Aslında antrenörlük yaparken bende öğrenmeye başladım. Üniversitede aldığınız eğitim bir yere kadar getiriyor, ilerletmek sizin elinizde. Sayısız seminer ve kurslara katıldım. Şu anda da Federasyon Eğitici kuruldayım. Federasyonumuzla beraber antrenörlük kurslarımızı yönetiyoruz. Üniversite yıllarımda şimdiki gibi modern kortlar yoktu. Halil Budak’ın kulağını çınlatacağım. Onunla birlikte basketbol sahasında kendimiz direkler elde ettik, voleybol filesinin ağını annesi ve oradaki yaşayan teyzelerden yardım isteyerek ördürdük ve bu şekilde çalışıyorduk. Muğla’da bir tane kort vardı ve sporcularım olmaya başladı. Ben de sporcu gibi hareket ediyordum çünkü kendinizi sürekli geliştirmeniz gerekiyor. Saatlerce duvarda çalıştığımı biliyorum. Her branş zor fakat tenis çok daha zor. İyi bir antrenörseniz iyi de tenis oynamanız gerekiyor.

8- Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi erkek tenis takımı olarak TÜSF tarafından düzenlenen erkekler birinci lig tenis şampiyonasında büyük bir başarıya imza atarak süper lige yükseldiniz, tebrik ediyoruz. Bunu başarırken nasıl bir strateji izlediniz ve başarınca neler hissettiniz?

Sağ olun. Güzel bir soru. Çünkü biz ikinci ligden sonra birinci lig ve ardından büyük bir başarı göstererek süper lige çıktık. Ülkemizde artık özel ve devlet üniversiteleri var. Mücadele etmek o kadar zor ki, mesela Haliç Üniversitesi Türkiye’de ilk 10’da olan dört sporcuyu kadrosuna kattı. Marmara Üniversitesi süper ligde şampiyonluklar yaşarken maalesef bu sene küme düştü. Artık TÜSF’de çok iyi tenisçiler var. 24 üniversite arasından özel bir üniversite olan Koç Üniversitesi, köklü bir üniversite olan Akdeniz Üniversitesi ve biz taşra üniversitesi, ben öyle adlandırıyorum, süper lige çıktık. Taşra üniversitesi olarak MSKÜ erkek tenis takımımız beş sporcumuz, antrenör olarak ben ve araştırma görevlisi Mevlüt Yıldız hocamız ile birlikte gerçekten büyük bir başarı gösterdik. Tabi çok zor bir dönem geçirdik. Özellikle üniversitemiz rektörü Prof. Dr. Mansur Harmandar’ın da ismini geçirmeden edemeyeceğim. Çünkü bizlere üç yıl önce böyle bir tesis yapmamız gerektiğini söylediğimiz zaman, sağ olsun bize inandı ve bu süreçte iki açık iki kapalı sosyal tesisimizin olduğu bir kort yaptı. Yaz kış fark etmeden antrenmanlarımızı yapabildik, çok çalıştık. Sporcularımızı canı gönülden tebrik ediyorum. Bazı zaman gezmelerinden, derslerinden hatta sınavlarından ödün vererek antrenmanlara devam ettiler. Sağlık Kültür Daire Başkanımız Aslan Özer’in de çok büyük katkısı var. Malzemeniz iyiyse iyi işler yapıyorsunuz, sporcunun motivasyonunu sağlıyor. Bu imkanı sağladığı için kendisine teşekkür ediyorum. Ayrıca Spor Bilimleri Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. Recep Gürsoyada teşekkür ediyorum. Dikkat ederseniz başarı tek başına geliyor, bu bir ekip çalışması; bunu başardık. Çocuklarımızla inanarak ve savaşarak mücadele ettik. Süper ligde birinci olursunuz diyorlar, biz ligde kalıcı olmak arzusundayız.

9- Bu başarıdan sonra tenis takımı olarak başka bir başarı hedefliyor musunuz? Hedeflerinizde neler var ?

Süper ligde kalmak. Çok fazla ütopyada olmamak lazım. Gerçekçi olmak gerekiyor. Oyuncularım çok iyi ve kaliteli fakat bizden de çok çok iyileri var. Ve bu iş biraz şans. Önümüzdeki sene oyuncularımız burada kalırsa şansımızı zorlayacağız. Sporda ben şunu benimsiyorum; modern olimpiyatların kurucusu olan Pierre de Coubertin “yapabileceğinin en iyisini yap.” diyor. Bende çocuklarıma hep onu söylüyorum. Süper ligde ilk üç sırada yer almak en büyük hedefimiz. Biz çıkıp oynayacağız, elimizden gelenin en iyisini yapacağız, bazen şans bizden  yana gülecek bazen gülmeyecek.. Belki de yeniden birinci lige düşeceğiz ama o çok önemli değil. Bizim hedefimiz üniversitemizi en iyi yere getirmek. Bizim için en iyi yer de önce ahlak, dürüst oyun ve üniversitemizi en iyi şekilde temsil etmek. Süper ligde de aynısını yapacağız ve ben çok heyecanlıyım. Çocuklarım benden daha da heyecanlı. İnşallah elimizden gelenin en iyisini yapacağız ama hedefimiz süper ligde kalmak.

 

10- Hayatınızda unutamadığınız bir an ve kırılma noktası var mı? Bizimle paylaşır mısınız?

 

Babamın sözünü dinlemeden ideallerim doğrultusunda beden eğitimi ve spor öğretmenliği isteğimi gerçekleştirmem birinci kırılma noktası. İkincisi ise Prof. Dr. Erdal Zorba ile tanışıp MSKÜ’ye gelmem. Üçüncüsü ise, benim için en önemli şey olan, hayatımın anlamı Burcu Mutlu hanımefendiyle evlenip iki çocuk sahibi olarak hayatıma farklı bir yön vermem diyebilirim.

 

11- Le Sport Magazine ekibi olarak bize ayırdığınız zaman, paylaştığınız fikir ve düşünceleriniz için teşekkürlerimizi sunarken dergi okurlarımıza ve gençlerimize son olarak söylemek ve paylaşmak istediğiniz bir şeyler var mı?

Çok teşekkür ediyorum. Biraz önce inceleme fırsatım oldu. İnşallah Türkiye çapında bir dergi olur. İmtiyaz sahibi Hakan Nergis’e,oradaki arkadaşlara ve size başarılar diliyorum. Herkes için de sağlıklı bir yaşam için spor yapmasını, hareket etmesini, engellerini ortadan kaldırmasını temenni ediyorum. Artık arabadan inip yürüyerek harekete geçebiliriz. 15 Mayıs olimpik gün biliyorsunuz, Türkiye ve dünya çapında çok önemli olan bu organizasyon 256 ülkede aynı gün ve aynı saatte başladığı gibi, Muğla’da da Stratonikeia bölgesinde olacak. Şimdiden gençlerimizin gençlik haftasını kutluyorum. İnşallah spor bilimi anlamında da hakettiğimiz yerlere geliriz diyorum, teşekkürler…

Röportaj : Sinan Karaca

Fotoğraf : Mustafa Kökten

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir