SUÇLU KİM ?

SUÇLU KİM
Öyle yada böyle çocukluk günlerinde futbol, voleybol ya da basketbol topu ve oyunları ile haşır neşir olmayan nesil yoktur. Sevmese bile zorunlu beden eğitimi derslerinde birkaç kez de olsa teması olmuştur.
Günümüzde insanoğlunun büyük bir çoğunluğu eğitim, öğretim çağlarında uğraştığı sporları yapamasa da içinde olan sevgisinden dolayı temaşa etmeyi, izlemeyi tercih ediyor. Toplum içinde yer almanın gereklerinden olsa ki belki de insanın içinde biriken enerjinin, sinerjinin ortaya çıkması ile her türlü sıkıntılarını deşarj edebilme olanağı bulduğu zamanları yaşar spor müsabakalarında.
Mücadelenin içinde direk olarak yer alamasa bile bir sporun, bir takımın, bir sevdanın tarafı olmak en kolayıdır belki de insanoğlu için. Taraf, tarafında ve en son hali ile taraftarlık vardır hepimizin bir yanında. Severiz, sevdiğimiz kadar takip ederiz, destekleriz, zaman ayırırız, paramızı harcarız. Bunları yaparken elde ettiğimiz hazzın, yaşadığımızın duyguların tarifini yapamayız çoğu zaman.
Spor ve taraftarlık ile birlikte yaşanan çekişmeler, karşılıklı ortaya konulan iddialaşmalar sonucunda çıkan ufak tefek tartışmalar, münakaşalar tadında kaldığı sürece kimseyi rahatsız etmez, etmiyordu da bir zamanlar hiç kimseyi.
Günümüzde artık taraf, tarafında, taraftarlık dendiği zaman öyle guruplar, öyle topluluklar oluşturuldu ki toplumsal alanda sosyal ya da siyasal konularda gündemi yönlendirebilecek konuma geldi. Kendi açılarından haklı olduklarına inandıkları konularda ki ısrarlı tutumları, baskın olma istekleri belirli bir noktadan sonra ise kanunlarda belirtilen sınırların dışına çıkarak hepimizi rahatsız eden şiddet eylemlerine sebebiyet vermeye başladı.
Futbol, Basketbol ve Voleybol ligleri sonunda elde edilecek şampiyonluklar, alınacak kupalar için mücadele eden amatör veya profesyonel sporculardan oluşan takımlarımız yaşanan şiddet içerikli olaylardan etkilenmiyor demek çok yanlış olur. Bütün spor müsabakalarında taraftarların yapacakları tribün desteği sporcuların mücadelelerinde en büyük itici güç olmaktadır. Seyircisiz ya da taraftarsız bir spor müsabakasında yer almak kilometrelerce büyük bomboş bir alanda tek başına kalmak gibi duygu yaratmaktadır sporcu topluluklarının üzerinde.
Ortaya çıkan üzücü ve bir o kadar da ürkütücü şiddet eylemleri için 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair kanun 2011 yılında çıkarılarak uygulamaya konmuştur. Kanunun içeriğine bakıldığında üzücü olayların yaşanması önlenebilir gibi gözükse de gözümüzle gördüklerimiz, içinde kalarak yaşadıklarımız hiçte öyle demiyor.
2017 yılı içinde sezonluk kupa finallerinde yaşananlar, yapanlar tarafından her ne kadar taşkınlık olarak değerlendirilse de hiçte öyle hafife alınacak tarzda olaylar değildir. Taşkınlıktan daha ziyade rakip olarak görülen tamamen profesyonel olarak görevini yerine getiren sporcudan başlayarak halisane takımının yanında olmaya çalışan taraftarlara karşı ortaya konulan fiili söylemler, suç içerikli şiddet eylemleri hepimiz tarafından kabul edilebilir cinsten değil.
Diyeceksiniz ki kanun var, yapanlar yakalansın, gereken ceza ne ise layığı ile verilsin.
İşte hiçte öyle olmuyor. Müsabaka izlemeye gidiyorsun, hiçbir olaya karışmıyorsun, taşkınlık yapmıyorsun ama ortaya çıkan olaylar sonucunda sende o tribünde bulunduğun için yasaklı durumuna girerek, engelleniyorsun. Taraf, tarafında, taraftarlık duyguları içinde kabul edilebilir gibi gözükse de hiçte içinde bulunmadığım bir eylem, kelimesini dahi telaffuz etmediğim söylem yüzünden cezalandırılmak ne kadar doğru olur bilemiyorum.
Bu konuda yaşanan sıkıntıları ortadan kaldıracak Kanun var mı? Var, kanun içinde alınması gereken önlemler, tedbirler var mı? Var, uymayanlar, aşırıya kaçanlar için verilecek cezalar, yaptırımlar var mı? Var, varda uygulaması çok zor olmalı ki topluca kuruların yanında yaşlarında yakılması ne kadar doğru oturup düşünmek lazım.
Spor ve taraftarlığın bir kültür olduğunu öğrenmediğimiz, öğretmediğimiz sürece daha çok toplu yasaklama cezaları, maddi boyutu büyük yük getiren para cezaları ile karşılaşırız dururuz.
Suçlu Kim? Dedik yazımızın başlığında hemen ona da cevap vermeye çalışayım. İlk önce kişisel olarak Ben, sonra Sen, sonra O, yani Bizler Hepimiziz. Kurumsal olarak ta kanunları uygulama da gerekenleri tam olarak yerine getiremeyen makamlar, makam sahipleri.
Nasıl çözülür? Belki de cevabı verilmesi en zor soru bu işte.
Seyir zevkini yaşamak isteyen herkes ilk önce kendine saygı duymayı öğrenecek, sonra da karşısında yer alan kişi ya da kişilere saygı duyacak. Şiddet eylemi ile hiçbir şey elde edilemeyeceğini öğrenecek. Kazanımların ve kaybedişlerin hatalar sonucunda ortaya çıktığını ve hatalarından ister amatör olsun isterse profesyonel, sporcu insanlar tarafından yapıldığını çok iyi bilecek.
Bir müsabakayı kaybetmek, yenilmek üzücüdür ama yenilgiden bir şeyler öğrenebiliyorsak işte bu kazanımlarımızın en değerlisidir.
Büyük bir çoğunluk tarafından şiddet kabul edilebilir bir durum değildir.
Kabul edilmeyen bir duruma iştirak etmek toplulukla yapılan o anda gelişen bir eylemdir. İşte buna dur demeyi kişisel olarak başarmalıyız, şiddete hayır demeliyiz.
Toplulukların söylediklerini duymak, duydukları ile birlikte tasvip etmediği eylemleri uygulamak yerine, kalbimizin içinden gelenleri dinlemek, en iyiyi, en güzeli seçerek arasındaki farkı herkese göstermek hedefimiz olmalıdır. Çokta zor değil, bunu çoğu zaman farkında olmadan birçok konuda yapabiliyoruz.
Saygı ve Selamlarımla Hoşça Kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir