EN ZARARLI ALIŞKANLIK..

Ramazan ayında sıcak Pazar gününü nasıl geçirsem diye düşünürken
G.Kore de düzenlenen U-20 Dünya şampiyonasının maçlarını neden yayınlamazlar diye hayıflandığım sırada imdadıma İngiltere-Venezuela final maçı yetişti .
TRT-Spor a final maçını yayınladıkları için ayrıca teşekkürler.
Ülke futbolu dibe vurmuşken,böyle bir organizasyonu yayınlamamak ‘’gerçekleri kaçırmak gibi’’ geldi ki bu da tribün seyircisinden sonra medyamızın bile bu güzel oyunu terkediyor olmasının ispatı sanki.
Gerek bireysel ,gerek te kompakt olarak İngiltereden daha yetenekli ve istekli olan Venezuela takımı gelecek yıllar için ülkelerinin içerisinde bulunduğu kaos ortamının dışında her halde insanlarına umut vermiştir diye düşünüyorum.
Aynı zamanda Venezuela A milli takımının da teknik adamı olan R.DUDAMEL geleceği inşa ettiklerinin farkında olduğunun ve umutla geleceğe baktıklarını genç oyuncularının oynadığı futbol ile tüm dünyaya ispat etmiş oldu.
Gerek oyuncularının teknik kapasitesi ,gerek oynadıkları oyundaki topun hızı ve özellikle ortasahayı adeta tek pas ile geçerek oyunu hücum bölgesine hızlı aktarmaları ‘’pazar keyfi’’mizi perçinledi doğrusu.
1-0 mağlup durumdayken ,gelecekte adını sıkça duyacağına inandığımız PENARANDA tarafından kaçırılan penaltı işin dramatik yanıydı ve maç bu skorla sona erdi.
Akşam da açıkça bu kalite de bir maç izlemeyi ‘’ummadığımız’’ KOSOVA-TÜRKİYE maçını izlediğimizde ,çok ta şaşırmadığımız ve alışkanlık haline gelen kötü futbola şahit olduk.
Ne oyun planı,ne organize atak,ne bireysel beceri hiçbirşeyin olmadığı
bir maç olmasından ziyade, tek kazanımın skor ile birlikte Oğuzhan,Çağlar,Cengiz,Yusuf,Emre gibi genç oyuncularımızın bir arada oynama şansı yakalaması,doğru yönetilebilirse ülke futbolunun ‘’sürdürülebilir gelişimi’ ve ‘’değer artışı beklentisi’’nin gerçekleşmesinin mümkün olabileceği sinyallerini vermekteydi.
Fakat şu an Milli takım ı yönetenlerin
Kosova karşısında oynanan ve izahı
‘’futbol dışı olmaması gereken’’ temposuz,karaktersiz bir oyun ile birlikte,
bahsettiğimiz olumlu sinyallerin kaybolmasına da neden olabilecek ‘’gelişim ve dönüşümü’’yönetemeyeceklerini anlamak için alim olmak gerekmiyor sanırım.
Alışmak insan için korkunç bir şey aslında.
Ama bu alışmanın bir başka özelliği daha var.
Alıştığımız, ‘’bıktığımız için’’ yenilik yapma imkanı buluyoruz.
Hayatımızdaki, ‘’düşüncelerimizdeki yeniliklerin’’ altında işte bu alışma ve bıkkınlık meselesi var.
Bu pozitif yanı olmakla birlikte bıkılan ama usanılan birşeyi değiştirememek işin kötüsü buna alışıyor olmak ,’’bu alışkanlıkla yaşamak zorunda olmak’’
İnsanın temel çıkmazı halini alıyor ki;
İşte futbolumuzda da tam bu noktadayız.
Kötü yönetimlere,kötü futbola ,organizasyonsuzluğa,
altyapıya değer vermemeye,dedikoduya alışıyor ve bununla yaşamak zorunda kaldığımızdan bir arpa boyu ilerleyemiyoruz.
Bu bağlamda maç sonu toplantısını beklediğim,her geldiğinde devrim yapacağız sloganı ağzından eksik olmayanTürkiye Futbol Direktör ümüzün bu tıkanıklığı açacak bir şeyler söylemesini bekledim ve gördüm ki’’ hala romantik bir adam’’ olmaktan kurtulamıyorum.
Gerek magazin sorusundan başka soru soramayan spor medyası ayağı,
gerek teknik ve yönetim ayağında ,gerek se oyuncular anlamında
dibe vurmuş bir gemi ile karşı karşıyayız.
Birini yada birşeyi gerçekten seviyorsa insan, ona zarar gelmesin diye gerekirse
vaz geçebilecek kadar fedakar olmayı,
geliştiremediği özelliklerini eleştirdiğimiz ancak yukarıda bahsettiğimiz fedakarlığın zirvesini gösteren ve adamlık derecesinde göğsünde madalya olarak taşıyacağı özü sözü bir olan Arda TURAN kardeşimizin fedakarlığını,
/kusura bakmasınlar/
ne teknik adamı ne de yöneticileri hiçbiri gösteremedi.
Saçma sapan komplo teorilerine yaslanma gereği duymaları ise daha vahim bir durumdu.
Bilinmesi gereken şu ki ;Düne kadar ne varsa dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım.. 12.06.2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir